21 Eylül 2008 Pazar

Roselyn Sanchez

Roselyn Sanchez
1973, Puerto Rico

2-3 senede bir Dünya Güzeli çıkaran Porto Riko'dan, böylesi sinema insanlarının devamını bekliyoruz!..

20 Eylül 2008 Cumartesi

Brezilya Sineması… Bir Puzzle'ın parçaları...


Brezilya bizler için; Futbolun, Rio Karnavalı’nın ve güzel kalçalı kızların, kısacası eğlencenin ülkesidir. Tenekeden evlerde yaşayan Favela halkı içinse durum bize görünenden oldukça farklı elbette. Suç, hırsızlık, uyuşturucu, şiddet ve ölüm mangaları…1981 tarihli "Hector Babenco" filmi “Pixote”, Brezilya maceramın başlangıcı sayılır benim için. Büyük çoğunluğu amatör oyuncularla çekilen film, Sao Paulo sokaklarında her gün yaşanan şiddeti son derece yalın bir biçimde gözler önüne seriyordu. Filmde fakir bir mahallede yaşam savaşı veren Pixote’yi canlandıran ve gerçekte hayatta da fakir bir çocuk olarak hayatını sürdüren “Fernando Ramos da Silva” film bittikten sonra oldukça ironik biçimde polis tarafından bilinmeyen bir nedenle vurularak öldürülmüştür…

Ne kadar can sıkıcı gözükse de polis tarafından öldürülmek Brezilya sokaklarında sıradan bir olaydır. Ne kadar sıradan bir olay olduğunu görmemi sağlayan ise "José Padilha" tarafından 2002 yılında çekilen belgesel film “Ônibus 174” oldu. Rio de Janerio’da bilinmeyen(!) bir nedenle 174 numaralı otobüsü kaçıran “Sandro do Nascimento” olayı TV başında canlı olarak izleyen binlerce insanın gözleri önünde yakalanıp polis aracına bindirildikten sonra boğularak öldürüldü. Daha açık söylemek gerekirse infaz edildi… Peki, Sandro neden kaçırmıştı 174 numaralı otobüsü? 90 yıllardan güzümüze kadar binlerce sokak çocuğunu öldüren ve bilinmeyen yerlere gömen Ölüm Mangaları hareketi, "Candelaria Katliamı’nda" arkadaşlarını öldürülmüş, bir gün sıranın kendisine geleceğini bildiğinden olayı bütün dünyaya duyurmak istemişti. Kimse, Sandro’nun dikkat çekmek istediği katliamları görmediği gibi canından da oldu…


Adaleti kendince yorumlayan ve ceza müessesesini kendi yürütmeye çalışan insanların görmezden geldiği şey insanların dünyaya suçlu olarak gelmediği, içinde bulundukları sosyo-kültürel ortamın onları suça teşvik ettiğidir. Sosyal psikolojinin bu konu üzerinde yaptığı araştırmalarda bunu açıkca ortaya koymaktadır. Yani suç işleyen insanlar rehabilite edilebilirler, topluma kazandırılabilirler. Oysaki kimilerine göre kangren olan organ kesilmez ise vücudun tamamına yayılacak ve ölüm kaçınılmaz olacaktır. Bu nedenle toplumsal bir temizlik şarttır. Yani insanları ya hapishanelere tıkacaksınız, ya da en basiti öldüreceksiniz.İşte alttaki iki filmin çıkış noktası bu oldu.2003 yılında "José Henrique Fonseca" tarafından çekilen “Homem do Ano, O” ise Ölüm Mangaları denen oluşumun nasıl ortaya çıktığını ve halk tarafından neden desteklendiğini anlamamı sağlayan filmdir. Filmin kahramanı “Máiquel” istemeden işlediği bir cinayetin ardından zenginlerin mali desteğini arkasına alarak sokaklarda yaşayan tehlikeli insanları öldüren bir gurubun başı olur. Polis olayların içindedir ve Máiquel’in ölüm mangasını desteklemektedir. Film Brezilya’da yaşanan gerçeklerin beyaz perdeye birebir aktarımıdır.

Hector Babenco 2003 yılında çektiği ve “Carandiru Katliamı” olarak bilinen gerçek bir olaydan esinlendiği “Carandiru” filminde ise Brezilya hapishanelerinde yaşananlara dikkat çekti. Mahkûmlar arasında yaşanan ufak bir sürtüşmenin akabinde çıkan isyan neticesinde olay yerine gelen polis, isyanı sonlandıran ve silahlarını atıp beyaz bayrak gösteren mahkûmlardan 111 tanesini öldürdü. Bu ölümler mecburiyetten yapılan bir baskın neticesinde değil bilinçli olarak yapılan bir cinayetin ürünüdür. Bu gün bütün o ölümleri cinayet olarak adlandırıp, olaya katliam denmesinin sebebi hapishane çalışanlarından "Drazio Varella’nın" olay sonrası hatıralarını kaleme aldığı "Carandiru İstasyonu" isimli kitapta anlattıklarıdır. Film bu kitabın sinema uyarlamasıdır zaten.

"Fernando Meirelles" imzası taşıyan “Cidade de Deus” hiç şüphesiz bu filmler içinde genel izleyiciye en fazla ulaşmış olanıdır. Tanrıkent olarak bilinen silahların, çetelerin, uyuşturucunun ve şiddetin kol gezdiği mahallelerde büyüyen gençlerin şok edici hikâyesini muhteşem bir kurgu ile ağzımız açık izlemiştik.

Bütün bu filmler birbirinden bağımsız gibi gözükse de tek parçası eksik bir puzzle’ın tamamıdır aslında. Eksik parça olayların polis gözünden anlatıldığı parçaydı hiç şüphesiz. Ve puzzle tamamlandı; Tropa de Elite…

Tropa de Elite kirlenmiş polislere ve sokaktaki çetelere savaş açan çok özel bir polis biriminin yaşadıklarını anlatıyor. Bu birim özel eğitimler alıyor ve suçlu olarak gördükleri herkesi öldürme hakkına sahipler. Karşılarında ki polis bile olsa…Filmi ilginç kılan hiç şüphesiz bütün bu filmlerin aksine olaya başka bir açıdan, polislerin gözünden bakıyor oluşu. Bu aktarım elbette ki yaşananları haklı çıkarma amaçlı değil, olayların temel nedenine daha sağlıklı bakılabilmesi amaçlıdır.

Sinema bir toplumun negatif değerlerini pozitif anlamda değiştirme kabiliyetine sahip hiç şüphesiz.Brezilya'da yaşayan sinema insanlarıda bu bilinçle birbirinden değerli filmler çekiyorlar.Bu nedenle puzzle tamamlanmış olsa bile söyleyecek sözleri olduğu müddetçe yeni filmler çekmeye,içinde bulundukları topluma mesaj vermeye devam edeceklerdir... Hepsine saygılarımı yolluyorum...

Soraia Chaves

Soraia Chaves
1982, Portugal

Boktan bir Portekiz filminin içindeki en güzel şey, her kıvrımını cömertçe sergileyen bu tanrıçadır.

Sukiyaki Western Django

Kafadan çatlak Japon yönetmenin biri,İngilizce konuşan Japon oyuncularla film çekerse ne olur? İrezumi dövmeli,Katana'lı,Küpe ve Piercing'li kovboylar,Japon mimarisine göre dizayn edilmiş bir kovboy kasabası ve bir dünya ilginç izlenesi detay çıkar elbette...


Filmin tanıdık gelebilecek bir başlangıçı var.Usta yönetmen Akira Kurosawa'nın 1961 tarihli Yojimbo'su (Seibei-Ushitora çeteleri) ve yine usta yönetmen Sergio Leone'nin Yojimbo'nun senaryosundan ilham alarak Western'e uyarladığı Per un pugno di dollari'si (Rojos-Baxter çeteleri) gibi, gezgin Samurai-Kovboy'umuz yeni bir kasabaya gelir ve kasaba iki çete tarafından bölünmüştür.Bu iki çete arasında kalan halk acılar çekmektedir,vesaire.Tabii anti-kahramanlar taraf tutmaz kendi hesabına çalışır... Ayrıca filmin Western'in kült eserlerinden Django örmek alınarak çekildiğini de belirtmekte fayda var.Django'yu izlemediğim için bu konu üzerine yorum yazamayacağım .

Konu anlamında bu iki büyük film ile tamamen aynı olmadığını ama çeşitli göndermeler ve alıntılar yapıldığını(kendi gözlemimdir)belirttikten sonra kısaca filmimizin konusunu anlatmaya çalışayım;Yazının başında kısaca değindiğim gibi gezgin Kovboy'umuzun yolu yeni bir kasabaya düşer,kasaba Heiki ve Genji adlı iki çete tarafından parsellenmiş,yerel halkın bir kısmı öldürülmüş kalanlar ise gördükleri zulüm karşısında yaşadıkları çaresizlik nedeniyle göç etme kararı almıştır.Hikaye'nin başlangıçı ise 2 ay önce altın bulma umuduyla kasabaya gelen altın avcıları ile başlar.(bkz:Golden Rush) Yerel halk "bu topraklarda altın yok bilader dağalın, bakın laneti harekete geçireceksiniz yapmayın" deselerde bir türlü ikna edemezler gözü zengin olma hırsıyla dönmüş altın avcılarını.Ne yapacaklarını kara kara düşündükleri bir sırada Heiki çetesi gelir kasabaya.Başta mutlu bile olurlar gelmelerinden,gelenler kendi soylarındandır ve onları Tanrı kendilerine yardımcı olmaları için yollamıştır.Altın avcılarını kovmuş kasabada hüküm süren kaosa görünürde nokta koymuşlardır fakat göründükleri gibi olmadıkları kısa süre sonra ortaya çıkar.Heiki çetesinin göründüğü gibi olmadı işledikleri cinayetler ve halka yaşattıkları zulümle ortaya henüz çıkmışken,beterin beteri var dedirtircesine Genji'ler de kasabaya gelir.Bu iki çete henüz ciddi anlamda bir savaşa başlamasada iki çeteden diğerini yenebilecek kadar gücü ilk elde eden büyük bir savaş başlatacaktır.Bu sırada cool kovboyumuz kasabaya adımını atar...

Bozuk para harcar gibi film çeken ama çektiği hemen her filme büyük hayranlık beslediğim Takashi Miike üstadın son filmi Sukiyaki Western Django.Miike külliyatını yalayıp,yutan bünyeler yine kan banyosu izleyeceklerini düşünüyor olabilirler bu anlamda beklentilerini düşük tutsunlar.Gerçi Miike üstad kendisi ile özdeşleşmiş olan grotesk şiddet anlayışından yer yer kesitler sunsada, bir Koroshiya 1 yada Bijitâ Q izleyemeyecekleri kesin.Yönetmenlik becerisi anlamında ise en iyi filmini çekmiş diyebiliriz.O kadar güzel ayrıntılar vardı ki filmde çekildikten uzun yıllar sonra bu filmin kült mertebesine erişeceğini düşünüyorum.Şuan için kimi çevreler tarafından saçma bulunması ise gayet normal.Takashi üstadın sıkı hayranı olan ve bu filmin çekilmesi için uzun uğraşlar veren Quentin Tarantino filme oyuncu kadrosundan giriş yapmış.Açılış sekansında tiyatro sahnesini andıran bir planda efsanenin başlangıçını dinliyoruz Ringo'nun ağzından ve filmin sonlarına doğru kendisi ucubeye dönüşmüş halde görüyoruz birkez daha.Filmde çok kısa bir bölümün animasyon tekniği ile çekildiğini söyledikten sonra inceden kaçıyorum..