12 Kasım 2008 Çarşamba

Külotlu Çorap! Bir öğretmenin anatomisi.

Şimdi Okullu Olduk
Sınıfları Doldurduk
Sevinçliyiz Hepimiz
Yaşasın Okulumuz

Bu dörtlük kadar yalan-dolan bir şey bilmiyorum şu hayatta. İlkokula başlayan çocuklar "ilk gün travması" yaşarlar, bu kesin. Okula ilk adım atıldığından itibaren başlayan huzursuzluk ve gözyaşları, sümüğün burundan ağza doğru yol yaptığı o acayip an ile simgeselleşir. Acaba Freud bu konu hakkında da uydur-kaydır bir tespit yapmışmıdır? Neyse...

1989 sendesinde Ulubatlı Hasan İlkokulu 1-A sınıfında Yıldız Selçuk'un öğrencisi olan o şanslı çocuklar bu travmayı olabilecek en zararla atlattılar hiç şüphesiz. Sınıfta yaşanan şamata içeri melek siluetinde bir kadının girmesi ile son buldu.6-7 yaşlarındaki bir grup çocuk olarak, meleğin ağzından çıkan ilk ses ile birlikte bir çeşit meditasyona maruz kaldık sanıyorum. Özellikle benim, annem ve en büyük halamdan başka hiç bir "büyük" kadına hissedemediğim bir şey. O da beni ayrı sevdi nedense... Sonradan, okul yılları boyunca aldığım tek olumlu belge olan bir kâğıt parçasını imzalayıp elime tutuşturdu."Okuma ve Yazma derslerinde gösterdiği üstün başarı nedeni ile bu belgeyi Gadee'ye veriyorum." O kâğıt parçası eve gittiğinde babamın yüzünde beliren anlamsız mimikleri dün gibi hatırlıyorum...

Tanrı ile ilk kavgamı 3. sınıfa geçtiğimde yaşadım. Melek hastalanmış, yerine şeytan vekillik etmeye başlamıştı. Sonra melek bu işleri daha fazla yürütemedi, şeytan tam zamanlı olarak işe başladı. Türk filmi gibi yani... O dönemde şeytan ile ilgili çok net hatırladığım 3 olay var;

İsmi Ebru Gündeş olan kısa boylu çirkin bir kız çocuğu bizim okula gelmiş, bizim sınıfa girmiş, Özay isimli şeytanın elini falan öpmüştü. Meğersem Ebru ünlü bir şarkıcıymış ve Özay'ın eski öğrencisiymiş. Ulan bizim çocukların sınıf arkadaşımız olan güzeller güzeli Duygu Nas dururken bu kadından niye imza istediklerini hala anlamamışımdır. Birde Ebru Gündeş'in o ziyaretinde bana "sen büyüyünce gazeteci olursun" dediğini. Unutmadan ben ilkokuldayken bu kadın ünlüydü saçlarım beyazlayacak hala ünlü. Ne kadar ilginç anuna goyum ya!

Unutamadığım 2. hatıram ise yukarıdakinden acıklı(!) 5. sınıfa giderken Özay hoca Teşekkür-Takdir belgesi vereceği çocukları pencere kenarına konuşlanmış kürsüsünden seçiyordu. Ben bir şey beklemediğim için anahtarlık şeklindeki tetrisim ile uğraşıyorum. Takdir verilenler hede, hödö... Teşekkür verilenler hede, hödö, bir de Gadee... Hakikaten sevinmedim, belki de sevinemeyecek kadar şaşırdığımdandır. İyi ki sevinmemişim zaten. Bir anda Mertcan denen orospu çocuğu ağlamaya başladı hiç bir belge alamadığı için. Ertesi günde okula annesi geldi öğretmenle konuşmak için. Öğretmen sınıfa girdi ve Mertcan'ın aslında bu belgeyi almayı hak ettiğini aramızdan birinin Teşekkür belgesini iptal edip Mertcan'a vereceğini anlattı. Teşekkür için ismi geçen çocukların içlerinden "lütfen benden almasın Allah’ım" diye dua ettiklerine eminim. Yaşadıkları korku yanaklarındaki kızarma ile fiziki bir belirtiye dönüşmüştü çoktan. Olayı sallamayan tek bünye hakikaten bendim ve piyango ilahi adalet neticesinde bana çıktı. Yalanlamayacağım içimden Mertcan'a orospu çocuğu dedim ama. Teşekkür verilmeyen çocuğuna Teşekkür verilmesi için okulu basan anne modeli başka bir postun konusu olsun... 11 yıllık öğrencilik hayatında ne Teşekkür, ne Takdir alamayan Gadee ise bir başka postun...

Unutamadığım 3. hatıram ise resmen Dram! Bildiğin Trajedi! Özay hoca sınıfta çeşitli periyotlarla külotlu çorabını değiştirirdi. Resmen eteğinin altından eskisini çıkartıp, yenisini giyerdi. O sırada kukubarası, donu, ne bileyim ben bir yerleri görünürdü resmen yahu! Sapkınlık derecesine varan bir çeşit cinsel tatmin mi yaşıyordu? Kötten, kukudan anlamıyoruz zannettiği için mi yapıyordu? Bugün, bu yaşa geldim hala çözemedim o külotlu çorapların sırrını? Belki de dönemin meşhur reklâmı; "müjde müjde size, parizyenden müjde size" etkisinde kalmıştır, bilemiyorum...

O bunları yaparken, ya biz? Ulan 10-11 yaşında erkek çocukları olarak ilk gördüğümüz çıplak bacak kıllı ve sarkmış öğretmen bacağı düşünebiliyor musun sevgili blog? Mına koyum dengem bozuldu yine! Bi yol google görsellerden Soraia Chavez aratayım da, neşem yerine gelsin. Hadi ben kaçtım...

7 Kasım 2008 Cuma

Rest in Peace Gadee'm!


Şu fani dünyada mahlası "Gadee" olan 3 kişi var. İkisi Hacıgil, biri Sefergil'den.

Hacıgil'den olan ikisi çok şükür sağ salim hayattalar. Sefergil’den olanın hikâyesi biraz karışık, hatta korku filmi formatında. Kendisi öldüğü için gömüldü, buraya kadar her şey normal. Yanlız ölümün normal komplikasyonlar neticesinde değil de, gelini tarafından işlenen bir cinayet neticesinde olduğunu düşünen eş, dost, akraba polisi harekete geçirmiş. Mezarı açılan Gadee'nin kafatası adli incelemeye tabi tutulmak üzere ilgili kuruma götürülmüş.

Gelin, cinayet, kafatası, adli tıp... Sabah sabah böyle neşeli haberler almaya bayılıyorum."Sonumuz benzemesin lan bari" diyerek bu postu bitiriyorum sevgili blog.